Yazılarımız

Ölümle yaşamak arasında tercih yapmak mı? -Melek’in Kaleminden

Toplumun tüm kesimlerini bir araya getiren irade tüm mücadele dinamiklerinin öncüsü pozisyonunda yer almaktadır. Yalnız burada şöyle bir gerçeklik yatmaktadır ki bu alanların öncüsü haline gelmek kadınlara bahşedilen bir şey değil, kadınların mücadelesi ile gerçekleşmektedir. Çünkü artık kadınlarında zincirlerinden kaybedecek başka bir şeyi kalmamıştır.

Gün ağır; yaşamla ölüm arasında tercih yapmak zorunda kalırken insanlık

Gökyüzünün kızılı artık mora boyanmakta

Dört bir yandan kucaklıyor isyan çığlığını

Ölüme meydan okuyor yaşamak ve yaşatmak uğruna

Tarihsel olarak geldiğimiz bu süreçte güne adım attığında tam olarak bunun kararını veriyor insanlık. Yoksulluğun, güvencesizliğin, geleceksizliğin toplumun tüm kesimlerini çaresiz bıraktığı bir an. Evine ekmek alamadığı için kendini asan, meclis önünde kendini yakan insanları ve intihar eden gençleri görüyoruz artık sofralarımızda. Neo liberal sistemin sonunun geldiği; neo faşizmin yükselişe geçerek zor aygıtların yaşamın her alanında insanların sırtına bir değnek gibi vurduğu bir dönemdeyiz. Kapitalizm krizini aşamadığı gibi halklara umut verememekte; gök kubbenin altında büyük bir kaos yaşanmaktadır.

Sistemin sınırlarına dayanmasıyla birlikte dünyanın dört bir yanında isyanlar, dalgaları aşmış okyanus olma yolunda birbirini izliyor. Şili’den Çin’e Fransa’dan Ekvador’a kadar insanlar birbirlerinden farklı taleplerle sokakları kuşatsalar da ortak bir hedef karşısında saflaşmaktadırlar. Ancak kitleler her ne kadar siyasal çatışma zeminini sistem karşıtlığı üzerinden kursa da bu isyan potansiyeli iktidarları alaşağı etmeye ve sistemi yıkmaya yönelik bir hatta sahip olamıyor. Dünyada tarihsel olarak geldiğimiz bu süreç içerisinde neo-liberal kriz kendine ait birçok özelliği barındırırken; benzer değişimler de sokakta isyan hareketlerinin kendine özgü bir şekle girmesine neden oluyor. Yerküre fokurdarken başlayan her yeni isyan dalgası bir önceki dalgadan ders çıkararak sokak deneyimlerinin başka boyuta evrilmesine neden oluyor. Benzer biçimiyle barikatın önünde sistemle korkusuzca çatışan siyasal öznelerde de büyük bir değişim meydana geldiği gözlemleniyor. Özellikle kadınların ve gençliğin aktif özne haline gelerek kitleleri harekete geçirdiğini görüyoruz. Ancak burada kadınların barikatın en aktif öznelerinden birisi olması dışında bambaşka bir dinamik taşıdığını görmemiz gerekiyor.

Proleterleşen dünya mora boyandı

Kadınların neo-liberal patriarkal kapitalizmle uzlaşmaz çatışması artık her alanda kendini gösteriyor. Bu uzlaşmaz çatışma zemini bir kimlik mücadelesinin çok ötesinde ezilen tüm halkların kurtuluş mücadelesine ön ayak oluyor. Ekoloji, kent- doğa, savaş karşıtlığı, göçmen karşıtlığı, emek gibi mücadele alanları artık kadınların öncülüğünde anti- faşist, anti-emperyalist, anti- cinsiyetçi, anti- homofobik, anti- ırkçı bir çizgi üzerinde seyrediyor. Proleterleşme dalgası dünyanın dört bir yanında sınıfın çoklu katmanlarına yayıldığı gelenekselleşmiş işçi sınıfı hareketinin de artık çok sesli çok renkli bir hale geldiği tanımlanırken; kadınlarında proleterleşme süreci içerisinde yer aldığını hatta proleterleştiğini tespit etmiş oluyoruz. Bu proleterleşme dalgası salt üretim ilişkine çalışarak yani emek gücü ile katılım sağlamanın dışına taşarak doğrudan veya dolaylı bir şekilde herkesin üretim sürecine dahil olması ile meydana geliyor. Şimdi dönüp baktığımız da proleterleşme ile sınıfın çok sesli ve renkli halinin kapsayıcı bir örgütünün ihtiyacı ortaya çıkıyor. Peki bu ihtiyacı karşılayacak örgüt çizgisi nedir ve öncüleri kimler olacaktır?

Kadınların zincirlerinden başka kaybedeceği bir şey yok

Bugün Türkiye sol ve sosyalist hareketinin arayış süreci içerisinde yer alması ve açık bir reçetenin olmaması ilk sorumuzun tam bir cevabı olmadığı anlamına gelebilir. Ancak ikinci sorumuzun cevabını bulmadan ilk soruya cevap vermemiz bugünün kurucu inşasından çok uzak ve pusulanın doğruyu göstermesine de engel olacağı kesindir. Öncelikle kabul etmemiz gereklidir ki kadın mücadelesi bundan birkaç yıl öncesine kadar 25 Kasım-8 Mart gündemleri arasına sıkışmış bir hareket alanı içerisinde kabuğunu çatlatmaya çalışıyordu. Ancak son 5 yıl içerisinde gerçekleştirdiği sıçrama ve önüne koyduğu iddia ile farklı bir noktaya erişmiştir. Toplumsal muhalefetin geri çekildiği dönemler de barikatı aşan cüretkârlıkla sokakları kuşatmakta; mevcut isyan hareketlerinin hepsiyle feminist bir akılla organik bir bağ kurmaktadır. Bununla birlikte feminist mücadelenin öncü aklı olan kadınlar; toplumun farklı kesimlerinden tüm kadınları sınıf, dil, din, ırk ayrımı yapmadan bir araya getirerek ortak hareket zemini yaratabilmektedir. Aslında bugün odaklanmamız gereken en önemli mesele burada yatmaktadır. Toplumun tüm kesimlerini bir araya getiren irade tüm mücadele dinamiklerinin öncüsü pozisyonunda yer almaktadır. Yalnız burada şöyle bir gerçeklik yatmaktadır ki bu alanların öncüsü haline gelmek kadınlara bahşedilen bir şey değil, kadınların mücadelesi ile gerçekleşmektedir. Çünkü artık kadınlarında zincirlerinden kaybedecek başka bir şeyi kalmamıştır. Dolasıyla kadınlar tüm alanlarda yaşam mücadelesi vermekle birlikte doğrudan tüm ezilenlerin yaşam talebinin sesini yükseltmektedirler. Yani kadın mücadelesi bugün geldiği noktada tüm ezilenlerin kurtuluş mücadelesinin öncüsü olabilir.

Denklem basit… Feminizmin parolası memleketi yeniden kurma iddiasıdır

Feminist hareketin somut bir şekilde emek eksenli hareketle bağını kurmanın ihtiyacı salt sosyalizm iddiasını taşımasıyla ilişkilendirilemez. Memleketi yeniden kurma iddiası için nasıl ki tüm mücadele alanlarının sosyalist çizgi ekseninde ilerletilmesi gerekiyorsa bugün feminist hareketinde bir dinamik olmanın ötesinde kurucu bir inşa ve önderlik sürecinin sorumluluğunu alması gerekmektedir. Tüm bunların ışığında proleterleşme dalgasının hızlıca yayıldığı; tüm toplumsal katmanların politik ve ideolojik olarak kadınların öncülüğünde ilerlediği bir süreçte emek eksenli hareketle organik bağı gözle görülmektedir. Bu tespitler üzerine sosyalizm iddiasını taşımak feminist hareketin geç kalmadan önüne koyması gereken bir politik iddiadır diyebilmekteyiz. Denklem basit… Tüm mücadele alanlarının kendi içinden geliştirdiği direniş eğilimlerinin feminize edilmesi ve pratik-politik program dahilinde ilke haline getirilmesi gerekmektedir. Bu iddiayı taşımayan feminist hareketler de kadınların öncülüğünü kabul etmeyen örgütlerde yenilmeye mahkum olacaktır. Kartları açık oynayarak geleneksel kalıplarımızın biz kadınları köhneleştiren mevcut durumunun ardına saklanmıyoruz cüretkar bir iddiayı örgütleyerek sürükleyici halka olmanın zamanının bilinciyle hareket ediyoruz. Bu yeni bir çağrı olmayabilir ancak eski de değil. Feminizmin parolası bu memleketi yeniden kurma iddiasıdır.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir