İçeriğe geç

Yavaş Akademik Çalışma İçin: Zaman ve Yavaş Öğrenim Hareketleri (3)* – Çeviren: Ece Işık

Yavaşlama, işimizde özenle çalışarak ve aynı zamanda kendimize ve başkalarına özen göstererek, zorlayıcı neoliberal rejimlere karşı direnmeyi sağlar. Yavaş ilimin feminist biçimi ise derin refleksif düşünce, derin araştırma, tutkulu olduğumuz konseptler ve fikirlerin üzerinde çalışmak ve yazmaktan zevk almamız gibi konularda işe yarar. Feminist bir müdahale olarak yavaş ilim; üretken olmayan standart haline gelen beklentilerinden birbirimizi korumamıza yardımcı olarak, kendimize zaman ayırarak ve ortak zamanı gündelik hayatımızda yaratarak feminist bir bakım etiğini mümkün kılar.

Kolektif eylem olarak yavaş öğrenim için feminist stratejiler

Bu makaleyi tartışma ve yazma süreci, yükleri tek başına omuzlamanın verdiği izolasyon hissine cevap verme ve bunun yerine çalışma koşullarını değiştirmek için bilinçli olarak kolektif yollar yaratma arzusunu ortaya çıkardı. Artan muhalefet ve işçi huzursuzluğunun ifadeleriyle de kanıtlandığı üzere, fakültenin (ve lisansüstü öğrencilerinin) bireyselleşmesine ve neoliberal üniversitelerdeki rekabete ve hiyerarşiye kolektif eylem biçimleri meydan okuyabilir. Bu tür eylemler yalnızca kendi geçiciliğimizi yeniden düşünmekle kalmaz; aynı zamanda öğrencilerimiz ile kadrolu, teminatsız ve şartlı çalışan meslektaşlarımız arasında yavaşlığı desteklemeyi ve mümkün olduğu yerde kolaylaştırmayı içerir. Topluluk ve dayanışma çalışmalarının işbirlikçi ve kolektif modelleri, neoliberal rejimlere ve günlük hayatımızdaki çerçevelerine direnebilir.

Bu bölümde, neoliberal üniversitenin sıkıştırılmış geçici rejimlerine direnmek için oluşturulacak stratejileri ana hatlarıyla belirliyoruz. Yavaşlığı kolaylaştıran stratejiler, kişinin bu stratejilerle etkileşim kurmasının istihdam durumu, kariyer ve yaşam evresi gibi bir dizi faktöre bağlı olduğunu kabul ediyor. Stratejiler hem bireysel hem de kolektiftir. Her strateji, bir işin yeni imgelemini ve kalibrasyonunun farkına varmak ve onu istenilir ve makul yapabilmek için hem bireylerin hem de daha geniş bir kolektifin aktif katılımını gerektirir. Bu iş, farklı ve daha refleksif akademik kültürler geliştirebilmemiz için durmamızı, düşünmemizi, reddetmemizi, direnmemizi, düzeni bozmamızı ve işbirliği yapmamızı gerektiriyor.

1.Yavaş stratejiler hakkında konuşun ve onları destekleyin.

Neoliberal üniversitelerin stresinin bir parçası da diğer herkesin sizden daha çok ve daha uzun süre çalıştığı ya da zamanı yönetmek de sizden daha başarılı olduğu düşüncesidir. Biz, kendimizin ve başkalarının işlerindeki/yaşamlarındaki zorluklarının farkına varılmasını teşvik ediyoruz: akademik çalışmanın taleplerinin bizi yavaş ilimden uzaklaştırdığı zamanlar ve öğretme, danışmanlık ve idari emek taleplerinin yavaş zamanları ve sessiz alanları bulmayı neredeyse imkansız hale getirdiği zamanlar.

Üretkenlikle ilgili çılgınca büyük beklentilere biz “Hayır” diyene kadar işin acımasız hızlanması devam edecek. Daha üst düzey pozisyonlarda bulunanlarımız, bu stratejileri öğrencilerimizle ve daha önceki kariyer meslektaşlarımızla paylaşmakla ve yavaşlamalarını desteklemekle sorumludur. Bu yavaşlamayı sadece bizler için değil, aynı zamanda iş yerleri ve disiplinimizin akademik kültürünü bir değiştirme girişimi olarak istiyoruz.

2.Başkalarının hesaba katmadıklarını katın.

Lisansüstü öğrencilerin yükselmesi, işe alınması, zam alması, terfi alması ve kadrolu olma kararları hakkında daha geniş bir yelpazeyi hesaba katarak, kısmen de olsa akademik çalışmaların dar nicel değerlendirmelerini geri püskürtebiliriz. Kadrolu, hibe ve makale inceleyenler rolünde olduğumuzda özen gösterilmiş, zaman ayrılmış, niteliğin nicelikten üstün olduğu işi takdir edebiliriz. Cinsiyetlendirilmiş, ırksallaştırılmış, sınıflandırılmış, heteronormatif ve ableist güç ilişkileri tarafından alanlarında marijinal olarak görüldüğü için tanınmayan, yüksek kalite ve özgün işler yapan bu bilinmedik isimleri tanımak için zaman ayırmalıyız. Fikirlerin filizlenmesi ve paylaşılmasında kolektif yazarlığın, akıl hocalığının, işbirliğinin, topluluk oluşturmanın ve eylemci emeğin değerini tanıyabiliriz.

3.Örgütlenin.

Değişim, biz bir an önce konuşmaya, yazmaya ve fikir paylaşmaya başlamadığımız sürece olmayacak. Üniversite zamanının yeniden kavramsallaşmasını sağlamak için her düzeyde uğraşmalıyız. Yeni öğrenim biçimleri ve maksatlı topluluklar için alanlar yaratmak, birey odaklı çözümlerden uzaklaşarak, yavaş öğrenimi besleyen ve destekleyen kurumsal ve yapısal değişiklik potansiyeli olan çözümler yaratmamıza yardımcı olur. Bu alanlar mesela yazma ve okuma grupları, ofiste “mola” odaları, alışılmadık konferans panelleri ve hatta bir öğle saati ya da hafta sonunda benzer düşüncelere sahip çalışma arkadaşlarının toplanabileceği bölgesel atölyeler şeklinde olabilir.

Özellikle aramızdan yapabilenler, bildiğimiz süreçleri inşa eden ve güçlendiren idareciler ve diğer üniversite başlarıyla etkileşim kurmalılar. Bu, şu anki hoşgörüsüz ortamda oldukça zor ancak aramızdan yapabilenler kurumlarımıızda daha fazla şeffaflık ve özerklik için örgütlenmeliler. Yavaş öğrenim ayrıca üniversite personeli, koşullu personel ve öğrenciler arasında emek örgütlenmesi ile ilişkili olmalıdır. Aynı zamanda, Leeds’teki Gerçekten Açık Üniversite’deki Pusey & Sealey-Huggins, 2013) ve Dublin’deki Geçici Üniversite (Bresnihan & Byrne, 2015) örneklerindeki gibi uygun fiyatlı ve anlamlı eğitim için örgütlenen öğrenciler ile alakalı olmalıdır.

4.Kendinize özen gösterin.

Feminist açıdan bakım etiği, kişisel ve politik, bireysel ve kolektiftir. Başkalarına özen göstermeden önce kendimize özen göstermeliyiz. Ancak başkalarına özen göstermek zorundayız. Bir projeyi ilerletmekte zorlanan ya da sadece fikir üretmek isteyen bir başkasını destekleyin ve ondan destek alın. Arka planda kalan ancak öne çıkmak isteyen işleri ve projeleri yavaşlatmak ve fikirleri tartışabilmek için iş arkadaşınızla buluşmak için zaman ayırın. Hayat ve hayatın ve çalışmanın ne kadar iç içe geçtiği hakkında konuşmaktan çekinmeyin. Bunu öğrencilerimizle de yapabilmeliyiz ve yapmak istiyoruz da. Özen göstermek aynı zamanda, katılımcı ve eylemci emeğe kendilerini adamış feministler olarak, araştırmacı çevrelerle, kimi zaman onların yararına, çalışmayı içermektedir. Bu ilim, neyin kimin için önemli olduğu sorusunu gündeme getiriyor ve bakım topluluğumuzu akademideki bireylerin ötesine genişletiyor. Bu ilimin başkalarına özen göstermesini sağlamak, zamanı nasıl deneyimlemenin ve değerlendirmenin farklı yollarını kullanmamıza da yardımcı olabilir.

5.Daha az mail atın.

Bu politik bir beyan olabilir. Kimi zaman kolektif üyelerimiz mail’lere cevap vermeyebiliyorlar. Bu da çoğu zaman kasıtsız olarak, kişinin her şeyi yapamayacağı ve gelen kutularımızı dolduran günlük trafik hacmine ayak uyduramayacağının sonucudur. Aslına bakılırsa daha az mail atmak bize daha açık ve dikkatli okumak, düşünmek ve yazmak konusunda zaman tanıyor. Bu stratejinin bireyin ötesine nasıl geçebileceğine bir örnek, mail imzasında şu daveti içeren bir iş arkadaşından verilebilir, “Lütfen şu mail tüzüğünü okuyunuz: http://emailcharter.org/”. Mailler ile uyanık olduğumuz her dakikayı doldurma yeteneğini bırakmamızı amaçlayan bu tüzük, “Mail sarmalını tersine çevirmenin 10 kuralı”ndan bahsederek sorumlu mail kullanımı öneriyor.

6.Mail’leri kapatın.

Bu strateji, hiç bitmeyen mail talebinden bilinçli olarak “ara verme”yi benimser. Akşamları ve haftasonları mail’lere bakmamak, feminist bir direniş biçimi sayılabilir. Birçoğumuz, küçük çocuklara ve yaşlı ebeveynlerimize bakarken bunu başka türlü yapamayacağımızı fark ettik. Her gün kendimize ve başkalarına bakmak, neşe kaynağı olduğu kadar bize zarar da verebiliyor. Saat başı maillere cevap vermeyi kabul etmeyerek, öğrencilerimize ve iş arkadaşlarımıza önemli bir mesaj ilettiğimize inanıyoruz: bizim hayatımız ve zamanımız, işimizden çok daha fazlasını içerir. Yalnızca en savunmasız olanların değil aynı zamanda güç sahibi olanların da mail zamanına ara verme stratejilerini benimsemesi özellikle önemlidir.

7.Düşünmek için zaman yaratın.

Akademik hayatın özelliklerinden biri gün içinde birden fazla sorunun dengelenmesini gerektirir ve bu gereklilik külfetlidir. Bunun yerine “sorumsuzluğu” benimseyebilir ve düşünme zamanına öncelik verebiliriz, bu zamanın okumayı ve yazmayı içerip içermediğine bakmaksızın. Görevlerimizi boşverdiğimiz bu “sorumsuzluk” anları kendimizi ve projelerimizi canlandırma potansiyeline sahip olduğu kadar, giderek daha fazla akademik yaşantımızı baskılayan muhasebe, rapor yazma, toplantılar ve idari görevleri altında kalan işimizin önemli yönlerini vurgulama potansiyeline de sahiptir. “Sadece düşünmek” için zaman yaratmak özellikle akıllı telefonların, tabletlerin ve diğer “elektronik tasmaların” zamanında zorlayıcı olabilir; ancak her sene en az bir hafta (tercihen daha sık) her şeyin fişini çekmenin oldukça yararlı olduğunu fark ettik.

8.(Farklı) yazmak için zaman yaratın.

Yazı, hem süreç hem de üründür. Yakın bir zamanda kolektifimizin bir üyesi, diğer üç kadınla bir makale üzerinde çalıştı. Teslim etmeye hazırlarken, kadın gönder tuşuna basmak ve yapılacaklar listesinden işi silmek için heves etti. Ancak iş arkadaşları, kelime seçimlerini göz önünde bulundurma amacıyla satır satır makaleyi tekrar bir incelemek için son bir (sanal) toplantı konusunda ısrar etti. Özellikle kolektif, askeri ve ableist dil içeren kısımları aradı ve kaldırdı. Yazım sürecini yavaşlatmak ve makalede kullanılan kelimeler hakkında işbirlikçiler ile konuşmak, politik bir anlamı olan sakinliği ve odaklanmayı sağlayan bir deneyime dönüştü. Öbür stratejiler ve bu makale hakkında da, yazmak hem kişisel hem de kolektiftir diyoruz: ne dediğimiz ve onu nasıl dediğimiz çok önemli. Yazı, akademisyenler olarak bu dünyada bıraktığımız temel bir izdir ve düşünce hayatına dair titizlik, ilgi, nüans, eleştiri ve bir fark yaratma gibi değerleri yansıtmalıdır.

9.Hayır deyin. Evet deyin.

Birçoğumuz, mentor ve kıdemli iş arkadaşlarımız tarafından “Hayır” demek için ilham almış ve teşvik edilmiştir. Zamanımızın sonsuz ve esnek olmadığını kabul etmek, bitmek bilmeyen komite çalışmaları gibi günlük hayatta bizi sıkıştıran çeşitli isteklere ‘’hayır’’ dememize izin verir. Söylemesi yapmaktan kolay olsa da, özellikle görev süresinden önce, yazma ve düşünme süresini daha da kısıtlayan görevlere “Evet” deme baskısını azaltmak için reddetme stratejileri geliştirmeyi ve paylaşmayı savunuyoruz. Pyke’ı (2011) takiben, “hayır deyin” gibi bireysel bir stratejiden, makul olmayan seviyede hizmetleri benden “istemeyin”e kurumsal bir değişiklik yapılması gerektiğinin farkındayız. Gerektiğinde “Hayır” demenin yanı sıra, sınırlı da olsa mevki sahibi olanları yavaşlatılmış ilimde işbirliği fırsatlarıyla karşılaştıklarında “Evet” demeye teşvik ediyoruz. Örneğin, referans yazılarının değerlendirilmesinde özen gösterebileceğinin bilincinde olarak, vaka ve karar değişikliklerinizde adım adım gitme fırsatını kullanın. Butterwick ve Dawson’ın (2005, 56) dediği gibi, “Asla dünyaya karşı duruşumda hayır diyen biri olmak istemem. Evet diyen biri olmak isterim. Ama kime? Ve neye?”.

10.En azı için çabalayın (ör: yeterince iyi olmak bundan sonra yeni mükemmelimiz).

Değerinizi, yayımlandığınız hakemli dergilerin sayısı veya kazanılan hibeyle karşılaştırarak anlamaya çalışmaktansa; kadro veya terfi gibi önemli kriterleri sağlayacak kadar minimum sayıyı sağlamak için uğraşın. En azı için uğraşmak, nicelikten ziyade niteliğe odaklanmanızı ve denge için olan ihtiyacı fark etmenizi sağlar. Alternatif bir CV ya da yıllık rapor düşünün; ilişkileriniz, atlatılan hastalıklar, ilgilendiğiniz sevdikleriniz, biriktirdiğiniz hobileriniz gibi hayatın tüm ögelerini içeren. Kendi hayal alemlerinin ötesindeki mutluluklardan ve sorumluluklardan çok uzaktan olan hegemonik gündeme uyum sağlamadığınız için küçümsenmeye ve hor görülmeye izin vermeyin.

Bu liste, işimizde kadro süremizin çeşitli dönemlerinde kolektif deneyimlerden doğan bir başlangıç noktası. Akademik çalışmayı feminist bakış açıdan tekrar tasarlamak konusundaki kolektif sorumluluğumuz etrafında bir konuşma gayretlendirmeyi amaçlıyoruz. Bu konuşma, fikirlerimizi konferanslarda sunduğumuzda okuyucular ve izleyicilerden geri bildirim aldığımızda çoktan başlamıştı. Bir yandan hevesli tepkiler alırken, diğer bir yandan girişimlerimizi departmanda kimi zaman “fazla yük” olarak küçümsenen eskileri taklit etme olarak görenlerden karşıt tepkiler aldık. Bu tepki, yavaş ilimin ayrıcalıklı bir azınlık kısmın hakkı olduğu ve üniversitelerin bunu karşılayamayacağı yönünde duyulan endişenin örneğidir. Bize göre, bu tepki uygulanabilirlik başarısızlığındansa hayal gücü eksikliğinin başarısızlığını gösteriyor. Kültürümüzü elitist ve dışlayıcı üniversitelerdense, zengin ve yaratıcı bir araştırma ve öğretim geleceğine yönlendirmemiz gerekiyor.

Sonuç: Hızlı bir dünyada ihtiyatlı ilerlemek

Bazı eleştirmenleri, yavaş ilim çabasını bir çeşit Ludizm hareketi olarak görüyorlar, akademinin ekonomik ve siyasi hayatın kargaşasından etkilenmediği kayıp dönemlere özlem olarak (Vostal, 2013). Ancak Meyerhoff, Johnson ve Braun’un (2011, 492) belirttiği gibi, Amerika’da artık zayıflayan “paylaşılan yönetim” fikri 20.yüzyılın başında üniversitenin kapsamının fakülte tarafından belirleme gücünün kısıtlandığı bir sınıf uzlaşmasının sonucudur. Onlara göre, kolektif öğrenme sürecinde ve zevkinde zamanı kendi istediğin gibi kullanabilmek ilimdeki özerklik iddiasıdır, (Vostal’ın kendisinin de söylediği şekilde) korporatist üniversite idaresinin ve geleceğinin diktelerine karşı olmaktır (Newson, Polster & Woodhouse, 2012; Turk, 2014).

Yavaşlama, işimizde özenle çalışarak ve aynı zamanda kendimize ve başkalarına özen göstererek, zorlayıcı neoliberal rejimlere karşı direnmeyi sağlar. Yavaş ilimin feminist biçimi ise derin refleksif düşünce, derin araştırma, tutkulu olduğumuz konseptler ve fikirlerin üzerinde çalışmak ve yazmaktan zevk almamız gibi konularda işe yarar. Feminist bir müdahale olarak yavaş ilim; üretken olmayan standart haline gelen beklentilerinden birbirimizi korumamıza yardımcı olarak, kendimize zaman ayırarak ve ortak zamanı gündelik hayatımızda yaratarak feminist bir bakım etiğini mümkün kılar. Yavaş ilimin kaliteli araştırma ve yazının üzerindeki değerinin yanı sıra, birçoğumuzun akademide ve ötesinde gelişmesini sağlayan insani ve sürdürülebilir bir çalışma ortamı ve topluluğu oluşturmamızı mümkün kılar.

Irkçılık karşıtlığına ve sosyal adalete bağlılığı olan feministler olarak, kadınları ve azınlık ırkları dışlayan bir üniversite dönemine özlem duymuyoruz. Yavaş öğrenimi destekleme çağrımız; deneylerin, yaratıcılığın, farklı epistemolojilerin ve fikir ayrılıkların değer görüleceği ve teşvik edileceği, erişilebilir yüksek düzey eğitim ve bilginin sömürülmemesi mücadelesinin bir parçasıdır. Yavaş ilim savunuculuğumuz, Virginia Woolf’un 1938 yılında kadın yazarların siyasi katılımının özerkliğinin sadece yüksek eğitime bağlı değil, aynı zamanda üniversitelerdeki hiyerarşik, askeri ve ataerkil değerleri dönüştürmeye bağlı olduğunu gösterdiğindeki tutumu hatırlatır. Woolf, bu tartışmalı güç ilişkilerinde yazmaya devam etmekte direnmiştir. Dikkatini “eğitimli erkeklerin kızları” olarak konumlandırılmış orta sınıf kadınlara yöneltti, bu şekilde emekçi kadın sınıfı yeni tür bir sınıf iktidarıyla tanışmış oldu.

Bugün, Woolf’un elitist üniversite eğitimine öfkelensek de, şüphesiz ki provokasyonu yarar sağlamıştır. Üniversiteler içinde şekillenen ataerkil, emperyalist ve askeri güce karşı üniversitelerdeki sınıfsal ilişkileri anlayabilmek ve onlar üzerinde çalışabilmek için ısrar etmiştir. Biz bu dönüşümü ilerletmeyi hedefliyoruz. Cinsiyete yönelik ve cinsel şiddete, emperyalizme, yerleşimci sömürgeciliğe ve savaşa karşı yavaş ilim, yazma ve örgütlenme için alan yaratmaya yardımcı olabilir. Yavaş ilim mücadelesi aynı zamanda, akademik çalışma mücadelesiyle ve üniversite içerisindeki emek ve sınıf anlayışıyla bağlantılı olmalıdır. Feministler olarak yavaş öğrenimin, neoliberal ölçütlere ve etkinliğine meydan okuyarak akademik kültürü yeniden düzenleme ve değiştirme yeteneğine vurgu yapıyoruz. Çağrımız, kendimize ve eğitimimize zaman ayırmaktan daha fazlasıdır: özenle yürütülen bilgi üretiminin temelini oluşturan kişiler arası ve kolektif koşullarla ilgilendiğimiz, büyük ya da küçük, kolektif bir eylemdir.

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir