İçeriğe geç

Pandemi Koşullarında Kadın Emeğinin Durumu “Abartı Geldi”

Last updated on 13 Aralık 2020

Dünya tarihine baktığımız zaman yaşanan krizlerden tüm kesimler etkilenirken toplumsal normlardan kaynaklı en çok etkilenen kesimlerden biri de kadınlardır. Aslında kriz önceleri devam eden kırılganlık pandemi döneminde şiddetini arttırarak devam ediyor. Covid-19 ve tüm sağlıksal, ekonomik vb. krizlerde kadınların yaşadığı sosyal, ekonomik, toplumsal ayrıştırma tüm kriz dönemlerinde daha fazla atağa geçerek, kadınların yaşamda olan yerini sorgulattırmaya itiyor. Yönetilemeyen sağlık krizi ile gelen kısıtlamalar kendini daha da gösteren ve giderek derinleşen bir sorunu belirginleştirdi: Kadın emeği!

“Aileye, eve hapsolmuş kadınlar, toplumun gereksindiği emek gücünü üretmekte ve yeniden üretmekte, toplumsa bu üretime karşılık onlara herhangi bir ödeme yapmamaktadır. Çünkü kadınların bu işi, iktisadi bir kategori olarak değil, biyolojik karakterlerinin sonucu olarak yerine getirdikleri kabul edilmektedir. Kapitalizm öncesi bir sistem olan ataerkil sistem kadınların ev içinde yerine getirdikleri bu “gözle görünmeyen” üretime dayanmaktadır.”

Andree Michel

Ne kadar AKP iktidarı ve bakanları reddediyor olsa da 2018 yılında Türkiye’de başlayan ve hala devam etmekte olan ekonomik krizin yanına bir de piyasalaşmış sağlık hizmetinin, altından kalkamayacağı küresel çapta bir sağlık krizi eklendi. Türkiye’de yaşanan tüm krizlerde olduğu gibi önüne geçilemeyen bu sağlık krizinde de ilk önce gözden çıkarılanlar olarak ezici çoğunluğu kadınlar oluşturdu. Zaten pandemi öncesi ekonomik anlamda var olan eşitsizlik ve ucuz emeğin yedek ordusu olarak adlandırılan kadınlar yaşanılan krizlerle güvencesizleşmenin, esnek, ücretsiz ve ucuz emeğin vazgeçilmezi olarak sivrileşti. Bu süreçte Türkiye’de kadın işsizliği yüzde 45,3 yani 5 milyon 219 bin arttı ve kadın istihdamı yüzde 28’den yüzde 25’e geriledi[1]. Bu veriler ise bize; ekonomiye dahil edilebilecek dört kadından sadece birinin istihdama katıldığını gösteriyor. COVİD 19 ile beraber Avrupa ve Orta Asya kıtalarında Türkiye’li kadınlar, yüzde 52 oranla en yüksek gelir kaybını yaşayanlar oldu. Ekonomi temelinde cinsiyete dayalı eşitsizlikte ayrıştırıcı olan kadınların ücretsiz çalıştığı ev içi bakım emeği konusudur. Türkiye’de 15-49 yaş grubunda ücretsiz çalışma oranı yüzde 68 iken, kadınlara yüklenen ücretsiz bakım yüzünden iş istihdamına dahil olamama oranı yüzde 42 olarak saptandı.

Dünya genelinde hizmet ve sağlık alanında çalışanların üçte ikisini kadınlar oluşturuyor. Türkiye’de hizmet alanında çalışan kadınlara baktığımızda, COVID 19 ile birlikte ya ücretsiz izne çıkarıldılar ya da çalıştıkları işyerlerinin kapanması sonucu işsiz kaldılar. Birçok kadının, pandeminin ilerleyen süreçlerinde yaygınlaşan evden çalışma, çalışma saatlerinin belirsizliği ile görünmeyen emeği daha da görünmezliğini arttırarak esnekleştirildi. Her iki durumda da kadınlar zorunlu olarak evlere kapatılmış oldular. Bu da bir yandan ev içi bakım emeğinin artmasını, diğer yandan ücretli çalışma ile yeniden üretimin iç içe geçmesi sonucunu ortaya çıkardı. Kadınlar için evler yaşanılamaz mekanlar haline gelmiş oldu. AKP iktidarı; yönetemediği sağlık krizinde kişilerin ihtiyaçlarının karşılanması, virüsten korunma, açlıkla mücadele gibi zorunlu önlemler almak yerine bunu kadınların en temel göreviymiş gibi atfetti. Bu da kadınların yoksullaşmasına, aileye ekonomik yönden bağımlı hale gelmesine, ev içi ücretsiz bakım emeğinin ipini göğüsleyen “vefakar, makbul kadın” dayatmasını tekrardan yinelemiş oldu. Sağlık alanında ise; izinlerin kaldırılması, çalışanların istifa hakkının askıya alınması, ek ücret ödeneklerinin verilmemesi gibi yaptırımlar, kadınları ekonomik anlamda ve temel haklardan yoksun bıraktı. Temel haklardan mahrum bırakılma, ekonomik karşılığını alamayan ve artan iş yükünün üzerine yeterli koruyucu ekipmanların sağlanmaması kadınları hem ekonomik hem de virüsle baş etme açısından var olandan çok daha fazla sorunla karşı karşıya bıraktı.

Dünya pandemisinde kadın emeği

Pandemide dünyaya baktığımızda; kadın cinayetlerinde, yoksullukta ve direnişlerde listenin en başında yer alan Güney Amerika’yı görürüz. Kıtada, geçmişten günümüze kadar darbe rejimleriyle ya da sağcı hükümetlerle neoliberal politikalarla sağlık, eğitim, barınma, beslenme gibi en temel hakların piyasalaştırıldığını ve bundan kaynaklı yoksullaşmayı görürüz. Güney Amerika’da pandemi döneminde hükümet, televizyonlarda birlik beraberlik çağrıları yaparken bir yandan vergilere zamlar getirip çalışanların maaşlarından kesinti yaptı. Yürütülen neoliberal politikalar sonucu COVID 19’un başlangıcından şu anki zamana kadar geçen sürede sermayedarlar servetlerini yüzde 27 arttırdı. Servetler artarken pandemide her üç kişiden biri yoksullaştı, sekiz kişiden biri işsiz kaldı. Kadınların birçoğu işten çıkarıldı, bu da birçok kadını kayıt dışı, düşük ücrette çalışmak zorunda bıraktı. Artan hayat pahalılığı, güvencesizliğin kol gezmesi, temel gereksinimlerin karşılanmaması, kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddet Latin Amerika pandemisinde sokak direnişlerini oluşturan sac ayakları oldu. Kısıtlamaların başladığı günlerde Güney Amerika’nın çoğu ülkelerinde başını kadınların çektiği; “Bizi korona değil, açlık öldürüyor”, “Depresyon değil, kapitalizm” sloganlarıyla birçok eylem yapıldı.

Bangladeş’te tekstil sanayisinde çalışan ve en büyük kesimini kadınların oluşturduğu alanda yine güvencesiz koşullar tırmandı. Kadın işçiler, pandemi ile birlikte işten çıkarılma korkusuna karşın patronların ucuz, esnek çalışma saatlerini kabul etmek zorunda kaldılar. Bu durum kadınları virüse, şiddete, tacize karşı savunmasız bıraktı. Pandemiden etkilenen ve dezavantajlı grup içerisinde yer alan diğer bir kesim ise mülteci kadınlardı. Modern köle olarak adlandırılan mülteciler, Avrupa’da ev eksenli temizlik, hasta, çocuk bakımı ve tekstil alanında kayıt dışı istihdam sağlamaktaydı. Yani sağlık krizi mülteci kadınları da vurdu. Gelen kısıtlamalarla tekstil atölyelerinde, temizlik alanlarında çalışan kadınlar işsizlikle karşı karşıya kaldılar. Çoğu kadının, oturma ve çalışma izni olmadığından sağlık hizmetlerinden, barınma, beslenme gibi temel haklardan yoksun bırakıldı. Türkiye başta olmak üzere Ukrayna, Polonya ve Avrupa’daki birçok ülkede ev içinde çalışan mülteci kadınlar işlerini kaybetmemek için evde sabit ücrete; esnek çalışmak zorunda kaldılar. Güvencesiz çalışan kadınlar salgınla birlikte sömürüye, ötekileştirmeye daha açık hale geldiler.

Şiddetin “gölge pandemi” hali

Türkiye ve dünyada COVID 19’dan dolayı virüsten korunmak için temizlik, sağlıklı beslenme gibi konular önem kazanırken, diğer taraftan kadınların bakım emeği yükü artmış oldu. Kadınlar dünya üzerinde erkeklerden üç kat daha fazla yani ev içi bakım emeğinin yüzde 76’sını yerine getirmiş oldu. Kapitalist ataerkil sistem; bir yandan kadınları ücretli-ücretsiz emek kıskacına alıp ekonomik şiddet üretirken diğer yandan kadınlar gölge pandemi ile uğraşıyordu. Gölge pandemi; COVID 19’a karşı alınan önlemlerde ev karantinasında kadınlara karşı artan şiddeti ve ölümleri belirten bir tanımdır. Evde kal çağrıları, hayat eve sığar güzellemeleri dünyada kadına şiddetin artmasına zemin hazırladı. Kadınlar, onları öldürecek, şiddet uygulayacak potansiyel failleriyle evlerde baş başa kaldılar. İzolasyon ve karantina dönemleri, dünya üzerinde kadınlara yönelik ev içi şiddetin en yoğun yaşandığı ve şiddetin arttığı dönem oldu.

COVİD 19 pandemisinde dünyada ve ülkelerdeki verilere göre kadına yönelik şiddet; Fransa’da yüzde 30-36, Brezilya’da yüzde 40-50, Arjantin’de yüzde 25, Singapur’da yüzde 33, İtalya’da 2018 yılına göre yüzde 80 artış gösterdi. [2]Artan şiddet vakalarına karşı İtalya ve Fransa’da oteller sığınma evlerine çevrildi. İspanya’da kadınlar şiddete uğradığını bildirmek için “Maske 19” adını verdikleri bir uygulama geliştirdi. Kadınlar, eczanelerden Maske 19 talep ettiklerinde şiddete uğradıklarını gizli bir biçimde bildirmiş oldular[3].Türkiye’de, resmi olarak vakaların görülmeye başladığı Mart ayından itibaren fiziksel mesafe, ev karantinalarıyla beraber kadına yönelik şiddet arttı. İçişleri Bakanlığı, COVID 19 pandemisinde kadına yönelik aile içi şiddet olaylarının azaldığını söylese de; Mart 2019 yılına kıyasla 2020 yılında psikolojik şiddet yüzde 93, fiziksel şiddet yüzde 80, sığınma talebi yüzde 78 oranında arttı. Nisan ayında farklı şehirlerde yapılan saha araştırmaları ve anketler sonucunda kadına yönelik şiddet yüzde 27.8 arttığı gözlemlendi.[4] Bu süreçte kadına yönelik şiddeti arttıran nedenlerden birisi de, çıkartılan infaz yasasıyla birlikte birçok şiddet suçlusunun pandemi bahanesiyle salıverilmesi oldu.

Yaşanılan krizin reçetesi: kadın dayanışması

Kriz dönemlerine baktığımızda kadınlar hep birbirleriyle iletişim halinde olmuşlar ve krizlerin ağır faturasına karşı dayanışma ağları örmüşlerdir. Krizlerin sonuçlarını birlikte aşmaya çalışmışlardır. Salgın öncesi kadınlar; ördükleri dayanışma, emeklerinin karşılığını alamamaları yaşamın ta kendileri olduklarını patriyarkaya bir kez daha hatırlatmak için “Feminist Grevleri” örgütlemişlerdi. Dünyada hayatı bir günlüğüne durdurmuşlardı. Pandemide de kadınlar kendi dayanışma reçetelerini kendileri yazdı. İtalya, İspanya ve birçok ülkede kapatmalarda artan kadın şiddetine karşı şiddetten korunma kılavuzları hazırladılar. Buldukları şifreleme teknikleriyle şiddete karşı birbirlerini savundular. Peru ve Şili’de mahallelerde, apartmanlarda kadın dayanışma ağları kurarak temel ihtiyaçları birbirleriyle paylaştılar. Salgın kriziyle beraber daha da yakıcı hale gelen patriyarkanın baskıcı, ötekileştirici ve tüm şiddet mekanizmalarına karşı dünyanın her yanından sınır-aşırı feminist mücadeleyi güçlendirme çağrısı yaptılar. Kapitalist ataerkil sistemin kadınları yoksullaştırmasına, cinsiyet eşitsizliğini derinleştirmesine, krizi kadınların aleyhine dönüştürmesine karşı toplumsal hareketin örgütleyicisi olarak sisteme karşı birbirini savunarak dayanışma ağlarıyla verdiler.

İçinde bulunduğumuz tüm koşullar hali hazırda pandeminin ve iktidar yasaklamalarının devam ettiği koşullardır. Bu koşulların artık eskisinden çok daha saldırgan ve yıkıcı olacağının tüm dünyadan biliyoruz. Nasıl ki kapitalist-ataerkil sistem “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” diyorsa feminist hareket de salgın pratikleriyle aynı yanıtla karşılık verebilir. Kadınların, kadın emeğinin sömürülmediği, eşit, özgür, feminist bir dünyayı kuramayacağımıza biz kadınları kimse inandıramaz!

[1] DİSK-AR verileri

[2] Sosyo Politik Saha Araştımaları Merkezi, COVİD-19 Karantinasından Kadının Etkilenimi ile Kadın ve Çocuğa Yönelik Şiddete İlişkin Türkiye Araştırma Raporu.

[3] Bradbury-Jones C, Isham L. The pandemic paradox: The Consequences of COVID-19 on domestic violence. J Clin Nurs.

[4] BBC News Türkçe. Koronavirüs günlerinde ev içi şiddet artıyor: Kadınlar şiddetten korunmak için neler yapabilir? https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-52208017

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir