İçeriğe geç

“It’s my vagina!”

Sex Education dizisi kurgusu itibariyle izleyenlere hem dayanışmanın en güzel
sahnesini sunuyor hem de LGBTİ+’lerin her şeye inat attıkları kahkahayı kulaklarımızda çınlatıyor

Laurie Nunn tarafından yaratılan İngiliz yapımı komedi-dram türündeki Sex Education, queer bakış açısıyla oluşturulmuş bir dizi olma özelliği taşıyor. Ergenlik sürecindeki gençlerin hayatlarının erkek egemen anlatısı yerine başka bir ergenlik mümkün dedirten; özgürlüğün ve normlara karşı duruşların sınırlarını zorlayan bir bakışla cinsellik üzerinden gelişen deneyim aktarımlarını ve karakterlerin flört, arkadaşlık ve aile ilişkilenmelerini absürt olmayan bir komedi ve boğmayan bir dram çizgisinde izliyoruz. Dizi, karakterler üzerinden normları birer birer yıkıyor ve bunu çocuktan yetişkinliğe geçiş sürecinde olan ergen karakterlerle yapıyor. Cinselliğe dair bilginin utanmadan, sıkılmadan paylaşımda bulunabilmenin rahatlatıcı ve bir o kadar güçlendirici etkisiyle tanışıyoruz. Bu nedenle gerek karakterlerin yansıttığı kişilikler gerekse dizinin kurgusu ilk bölümünden itibaren samimi bir anlatıyla izleyenleri kucaklıyor.

Dizi, üzerinde durup derinleştirilmesi gereken birçok konuya değiniyor. Bu yazıda hepsine yer veremeyecek olsak da akıllara kazınan birkaç sahne ve olay anlatımını değerlendireceğiz. Bunlardan birisi dizide en çok sevdiğimiz karakterlerden biri olan Eric üzerinden işlenen LGBTİ+ mücadelesi. Rengarenk kıyafetleriyle bizi neşelendiren Eric, cinsel kimliğinin arayışı içerisinde sık sık babasıyla ve okulundaki diğer öğrencilerle çatışıyor. Bu çatışma onu renklerinden vazgeçme noktasına sürüklediğinde ise başka bir LGBTİ+ karakterin tüm zor-baskıya rağmen varoluşu, onu inandıkları ve istedikleri uğruna savaş boyalarını sürmeye itiyor. Diziyi izleyenlerin kulaklarında çınlayan Eric’in kahkahası tam olarak bugün LGBTİ+’ların biz buradayız kahkahasıdır. Varoluşlarından itibaren ötekileştirilmeye çalışılan, şiddete maruz bırakılan LGBTİ+’ların bugün dünyanın dört bir yanındaki yaşam mücadeleleri gücünü birlikteliğinden ve iradesinden alıyor. Babasının “Git üstünü değiştir.” ve “Yüzündeki o makyajı sil!” tavırlarına rağmen kendisi olmaktan geri durmayan Eric, en son babasını “Kendin olmak istiyorsan güçlü olmalısın.’” çizgisine itti. Gelecek sezonda daha güçlü ve daha çok kahkaha atan Eric’i görecek olmamız şüphesizdir.

Bir diğer üzerinde durulması gereken sahne ise siber zorbalık üzerine ilerleyen konuda hep bir ağızdan ve ayağa kalkarak söylenen “It’s my vagina!” (Benim vajinam!) sahnesidir. Arkadaşlarını küçük düşürmesiyle bilinen ve bu nedenle sevilmeyen kadının vajinasının fotoğrafı intikam amacıyla yakın kadın arkadaşı tarafından kim olduğu bilinmeyecek bir şekilde paylaşılmıştı. Vajina fotoğrafının kime ait olduğu belirli bir süre sonunda açıklanacaktı. Okul yönetiminin bunu öğrenmesi üzerine öğrencileri topladığı salonda bu durum konuşulurken vajinanın sahibi bir başka öğrenci tarafından duyuruldu. Bunun üzerine ilk olarak intikam duygusuyla paylaşan kadın daha sonra diğer kadınlar hatta birkaç erkek kalkarak fotoğraftaki vajinanın kendisine ait olduğunu söyledi. Ayağa kalkarak el ele tutuşarak şiddete karşı tek vücut haline gelen tüm öğrenciler bize dayanışma duygusunu doruklarda hissettirdi. Ekran başında izleyenlerin bile “It’s my vagina!” diye bağırdığı sahne bugün feminist mücadelemizin temelidir. Kadınların bedenlerinin nesne olarak görüldüğü ve cinsel organlarının utanılacak, çekinilecek bir “ayıp” olduğu ve gizlemek zorunda oldukları bir objeymiş gibi süregelen normların karşısında; “Its my vagina!” sözü yalnızca bir birlikteliğin romantize edilmiş sesi değildir. Aynı birlikteliğin ve dayanışmanın ortak sözü, ortak duruşu, ortak dövizi ve ortak pankartıdır. “It’s my vagina!” sesi tüm ayıplara rağmen üzerine meme çizilmiş, vajina çizilmiş 8 Mart pankartlarının simgesidir, sesidir. Kadınların yaşamları ve hakları gibi bedenlerini de soyutlamaya çalışan ve onları yalnızca kadın düşmanı beden politikalarının birer aracı olarak görenlerin karşısında; “Bedenimiz bizim!” sözüdür “It’s my vagina!”. İşte tam da bu yüzden yaşamımız, bedenimiz ve kararlarımız hakkında konuşan ve karar vermeye çalışanlara karşı, dünyanın birçok yerinde yükselen mücadelemizin gücüyle sahip çıktığımız haklarımız ve haklılığımızın sesi sağır sultanın bile kulağında çınlar!

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir