Feminist Üniversite mücadelesinde: FEMİNİST TARİH 

Feminist Üniversite mücadelesinde: FEMİNİST TARİH 

Tarihsel bilginin kimler tarafından yazıldığı, yorumlandığı aslında Foucault’unda bilgiye dair söylediği gibi dünyayı düzenleme biçimiydi. Tarih yazımı, bilginin düzenlenmesi aynı zamanda iktidar paylaşımıydı. 1979 yılında feminist tarihçi Gerda Lerner; “Eğer tarihe kadınların gözüyle bakılsaydı ve geçmiş onların tanımladığı değerlerle düzenlenseydi bildiğimiz tarih tümüyle farklı bir ışık altında görünürdü” demişti.

Tarih, toplulukların sosyokültürel, siyasi, ekonomik tüm yaşayışlarını anlatırken eril tahakkümün altında ilerledi. Bu ilerleme, nesillerden nesillere aktarılarak yerleşik bir kültür halini aldı. Savaşları hep güçlü komutanlar kazandı, ülkeleri kıvrak zekalı hükümdarlar yönetti, isyanları hep erkek önderler başlattı, hatta barışları bile ileri görüşlü erkekler sağladı.

TARİHTE KADIN

Sözlü tarihin yazılı forma bürünmesi Sümerlerin yazıyı icat etmesiyle başladı. Uygarlıkların resmi tarih yazımı eril hegemonyanın düşüncelerini sürekli yinelemesiyle devam etti. Rahiplerin, vakanüvislerin yazdığı tarih; yorumlama, kendi düşüncelerini katma, dönemin iktidarlarındaki kişilerin yaptıklarını yazmak tarihin ideolojik bir araca dönüşmesini sağladı. Bilim Fatmagül Berktay’ın dediği gibi “tanımlama ve anlamlandırma aracı olarak her zaman bir iktidar edimi olmuştur”. Böylece iktidarda olmayan kişilerin yaşayışları, düşünceleri, deneyimlerinin çoğunluğu tanımlamanın ve anlamlandırmanın dışına itilmiştir. Tanımlanmayan, dışına itilen çoğunluğun içerisinde yer alan gruplardan birisi de kadınlar olmuştur.

Tarih yazıcılığında konuların, olayların merkezinde özne hep erkek olmuştur. Kurulan medeniyetlerin yaşayışlarında kadınlara toplumda görünmezlik pelerini biçilmişti. Özel alana hapsedilerek, kamusal alandan dışlanarak tarih sahnesinde yer edinememişti. Kamusal alanın öznesi olmasına izin verilmeyen kadın doğalında tarihin de öznesi olamamıştı. Hatırlandıkları anlarda da birtakım yargıların içine sıkıştırılmışlardı. O yargılarla erkekler, tarih boyunca kadınların doğasına, anatomisine kafa yorup patriyarkayı besleyip durdu kurdukları cümlelerle. Aristoteles “kadın eksik erkektir” Martin Luther “kadınlar, çocuk doğurup evde otursunlar diye, dar omuzları ve geniş kalçaları vardır”demiş, Papa III. Honorio “kadınların konuşmaması lazım. Zira dudakları, insanlara büyük sıkıntılar yaratan Havva’nın lekesini taşır” diyerek kadın üzerindeki baskı yapısı desteklenmişti. Lilith’in başkaldırıp Adem’i reddedişinden, Pandora’nın kutuyu açıp tüm kötülükleri evrene yaymasından itibaren kadınlar tüm uğursuzluğun, çirkinliğin, tehlikenin baş kahramanları olarak hüküm sürdü tarihin tüm akışında.Tarihin tozlu raflarında daha çok entrikalar, cinsel yaşantılar, kötülüklerin içerisinde konuşulmuştu. Kimi kadınlar ise; Fatmagül Berktay’ın deyimiyle “ben vardım, ben hayırseverdim, iyi bir insandım, fitne ve fesat unsuru değildim”i anlatabilmek için camiler, çeşmeler, aşevleri yaptırarak tarihe not düşmek istemişlerdi. Genel hatlarıyla tarih biliminde patriyarkanın hüküm sürmesi; uygarlıkların mitlerinde melek ya da şeytanla özleştirilmiş, biyoloji, anatomi, tıp ile ilgilenenler cadı olarak nitelendirilmiş; kaosun, kargaşanın, kötülüklerin sorumlusu olarak atfedilmişti. Tarihin cinsiyetçi yapısı, kadınların tarihsel birer özne olarak görülmesine engellemiştir.

FEMİNİST TARİH ANLAYIŞI

Tarih yazıcılığında nicel anlamda sayıca çok az olan kadınlar, 19. yüzyılda tarihin bilimsel bir disiplin alanı olarak kabul edildiği zamanlarda bile bu alanda kendilerine yer edinememiştir. 1800’lü yıllarda Almanya’da tarih eğitimi almak isteyen kadınlara üniversitelerin erkeklere ait olduğu söylenmişti. Aynı yıllarda İngiltere’de kadınlara sadece ders dinlemelerine izin verilmişti. 1914 yılı Osmanlı Türkiye’sinde, kadınlar yükseköğrenim hakkı için verdikleri mücadeleler sonucunda İstanbul Üniversitesi bünyesinde açılan sadece kadınların gidebildiği sınırlı bölümlerin olduğu İnas Darülfünun ile öğrenim görebilmişlerdi.

20.yüzyılın 1930’larına geldiğimizde tarihin gidişatını değiştiren anlayışlar ortaya çıkar. Tarihin merkezinde oturan siyasi tarihten, gündelik yaşama kayan tarih anlayışı olan sosyal tarih oluştu. Bu anlayış daha önceleri resmi tarihte fazlaca yer verilmeyen işçi, köylü kesimine, sınıf mücadelelerine yer verdi. Ama kadın deneyimlerine değinmedi.

1960’lı yılların sonu 1970’li yılların başında başlayan ikinci feminist dalga ile birlikte Amerika ve Batı Avrupa’da kadınlar yaşamın her alanını sorgulamaya başladılar. Sorgulamalarla beraber kadınlar ve erkekler arasındaki ilişkiyi iktidar ilişkisi olarak tanımladılar. Erkeklerin iktidar ilişkisinin kadınların varlıklarını şekillendirdiğini dile getirdiler. Patriyarka, kadını ev içinde konumlandırıp baskılarken, sistemin kadını dışlayan, öznesizleştiren kültürel, ideolojik aygıtları vardır Bilim başlığının altını da eşelediler. Bilimin geleneksel cinsiyetçi normlara sokulup yöntem ve yaklaşımın o normlarda ilerlediğini gördüler. Bu alana dair leştiriler getirerek, kendilerine dair araştırmalar yaparak bilgi üretim konusunda işe koyuldular. Tarih sahasında kadınların yaşayışlarına dair az bilgiler içermesi, deneyimlerine, üretim süreçlerindeki rollerine hiç yer verilmemesine eğilerek tartışmalar yapılmasını sağladılar. Kadınların temel amacı; kendi tarihlerini ortaya çıkarmaktı. İlk başlarda ünlü, kahraman kadınlar üzerinde yoğunlaştılar. İlerleyen zamanlarda kadınlar, tarihinin bu anlayışıyla yetinmenin doğru olmadığı tartışmalarını yürüttüler. Tarihi sınırlandırılmak yerine yaşamın her alanına feminist bakış açısıyla var olan kavramları, pratikleri tenkit süzgecinden geçirerek dönüştürmeyi, yeni kavramların, pratiklerin oluşturulması gerektiği bir düzleme evrilttiler.

Tarihsel bilginin kimler tarafından yazıldığı, yorumlandığı aslında Foucault’unda bilgiye dair söylediği gibi dünyayı düzenleme biçimiydi. Tarih yazımı, bilginin düzenlenmesi aynı zamanda iktidar paylaşımıydı. 1979 yılında feminist tarihçi Gerda Lerner; “eğer tarihe kadınların gözüyle bakılsaydı ve geçmiş onların tanımladığı değerlerle düzenlenseydi bildiğimiz tarih tümüyle farklı bir ışık altında görünürdü” demişti. Ancak toplumdaki tüm bireylerin hayatları, yaşayışları, hikayeleri sınırlı kalmaz, kağıda geçebilmesi muhtemeldi. Feminist tarih anlayışının ortaya çıkması ile birlikte tarihin merkezine erkeğin hayat hikayesini oturtan ve bundan kaynaklı oluşan iktidarı yıkmak, tarihi feminist bakış açısıyla yeniden yazmayı hedeflemişlerdir. 

FEMİNİST YÖNTEM

1970’lerden itibaren tarih disiplininin, metodolojinin değiştirilmesi için Gerda Lerner, Gisela Bock,Claudia Koonz ve Joan Wallach Scott gibi birçok kadın tarihçi eleştiriler getirerek çalışmalar yaptılar. Kadının tarih içindeki görünmezliğine odaklanıp görünmezlik ile patriyarkanın arasındaki bağlantıya dikkat çektiler. Kadınların tarihini ortaya çıkarmak için geçmişe hangi sorularla bakılması gerektiği hakkında yoğunlaştılar. Kadınların yaşayışlarını, deneyimlerini, pratiklerini kapsayacak yeni bir tarihlendirme (dönemlendirme) önerisinde bulundular. Tarihin cinsiyetler açısından yeniden değerlendirmesinin aynı zamanda geleneksel tarih yazımının bilgi üretim yöntemleriyle ilgili olduğunun altını çizdiler. Kadın tarihçiler, yeniden değerlendirme ile sınıf ve cinsiyet arasındaki bağı ortaya çıkardılar. Var olan bir varlığın inkarına karşı feminist tarihçiler, yeni yöntem, yorumlamalarla nedenini araştırdılar. Feminist bilimcilerin ortaya koydukları araştırma sürecindeki ilkeleri benimseyip, tarih içinde feminizmin altını çizdiği vurguları aradılar. Feminist araştırma sürecindeki ilkeler; yapılan araştırmada kadın bilgisine ulaşmakla kalmayıp, ulaşılan bilgi kadınların hayatını değiştirip dönüştüren politik bilgi haline gelmelidir. Bu da bilgi ile feminist pratiklerin, mücadelenin karşılıklı ilişki içinde olması gerektiğini gösterir. Feminist mücadelenin ortaya koyduğu sorunlar politikanın ve bilimin konusu olmalıdır. Böylece kadınların içinde bulunduğu toplum dönüşebilecek ve ataerkil sistem çözülmeye başlayabilecek. Bilim birtakım geleneksel değerlerle donanımlı, erkek bakış açısını yansıtır. Tarafsız değildir. Çünkü egemen olan sistemin yerleşikliğini, değerlerini, kültürünü yansıtmaktadır. Bu yüzden kadınların deneyimleri, pratikleri kadınları dönüştürecek politik bilgi haline gelmelidir. Politik bilgi ancak araştıran kadınla, araştırılan kadın arasında ortak bilinçlenme deneyimi gerçekleştiğinde mümkün olabilecektir.

Feminist tarihçiler, bu ilkeler doğrultusunda tarihin tüm yönlerini ele alarak eleştirip problemlerle uğraştılar. Kadının tarih içerisinde yanlış konumlandırıldığının altını çizdiler. Toplumdaki kurum ve kuruluşların kadının ötekileşmesini, görmezden gelinmesini beslediğini bu alanlardan birinin bilim olduğunu ve ataerkil sistem içerisinde bu olumsuzlukları beslediğini söylediler. Toplumda egemen olanın kültürünü yansıtan tarih ve tarih yazımına karşı ilk araştırmalarda, patriyarkanın kadınlar üzerindeki hegemonyasını, toplum içindeki ikincileştirilmelerini ve bunlara karşı direnişlerini, deneyimlerini araştırıp kaleme almışlardır. İlkin kadın tarihi kavramı ortaya çıkmış, sonraları feminist tarih kavramı kullanılmıştır. Feminist tarih anlayışı, tarihi araştırma ve tasnifleme sürecinde feminist yöntemi kullanır. Feminist yöntemin amaçları; geçmiş ve modern tarihte kadını görünür kılmak, cinsiyetler arası iktidar ilişkisini sorgulamak ve ortaya koymak, kalıplaşmış cinsiyet rollerinin tarihsel gelişim durumlarını açığa çıkarmaktır. Feminist tarih, salt ataerkil sistemin kadın üzerinde kurduğu baskıyı araştırmaz. Aynı zamanda bu dışlamalara, baskılara karşı kadınların direniş tarihini de araştırır.1

FEMİNİST ÜNİVERSİTE ZAMANI

Kapitalist patriyarkal sistem, yaşadığımız dünyada tüm yaşamsal ihtiyaçlarımızı piyasalaştırdığı gibi bilginin üretim yeri olan üniversiteleri de piyasalaştırdı. Her alanda olduğu gibi üniversitelerde de kadınlar ayrımcılığa uğramaya devam ediyor. Gündeme getirilen ve çalışmaları devam eden kadın üniversiteleri; cinsiyetçi normların, ayrımcılığın, ataerkilliğin kendini yeniden üreteceği yerler olacaktır. Aksine feminist üniversite, bilimsel, eşit, kendini özgür ifade edebildiğin alanlardır. O yüzden kadınlara çizilmek istenen sınırlara, bilimin, bilginin piyasalaşmasına ve bilgi üretim alanlarında var olan iktidar ilişkilerine karşı feminist üniversiteyi bizler birlikte inşa edelim.

Tarih, erkeği yücelten, devleştiren patriyarka için değil, herkes içindir!

Bu yazı yazılırken;

June Hannam- Women’s History, Feminist History

http://www.yurtsuz.net/News.aspx?newsid=621#.X9RwuNgzbIU sitesinden,

Serpil Durğun- Feminist Tarih Yazımında Soykütüksel Yaklaşım: Eleştirel Tarih

Fatma Türkoğlu- Neden Feminist Tarih Yazımına İhtiyacımız Var?

Joan W. Scott Çev: Ayça Günaydın – Eleştirel Tarihin Peşinde 

Amargi Feminizm Tartışmaları 2011

1 Serpil Çakır- Feminist Tarih Yazımı: Tarihin Kadınlar İçin  Kadınlar Tarafından Yeniden İnşası

Mehtap Nasıroğlu-  Tarihten Dışlanmak: Tarih Yazımında Kadın Etkinliğinin Doğrudan Saptanması Üzerine

yararlanılmıştır.

One comment

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir