İçeriğe geç

Feminist Öz savunma pratiği: MOR BOYA- Esma Çağlak

Üniversitelerin neoliberal dönüşümüyle birlikte, bilginin sermaye ve patriyarka yararına üretildiği alanlar haline getirilmiştir. Bu dönüşüm yaşanırken üniversiteli kadınlar için bir özgürleşme alanı olan kampüsler, kadınlara dar edilen, güvensiz mekanlara dönüştürülmüştür. Feminist akademisyenlerin ihraç edilmesi veya çalışma alanlarının sınırlandırılması, KASAUM’ların aile araştırma merkezlerine dönüştürülmesi, YÖK’ün toplumsal cinsiyet yönergelerini kaldırması bu dönüşümün bir sonucudur. Bütün bunlara karşı toplumun bilgisini üreten bir kurum olarak üniversitenin feminist dönüşümünü amaçlamak bir öz savunma mücadelesidir.

Kadınların tarihi, bir öz savunma tarihidir. Ataerkil sistemin kadınlara dayattığı normlara karşı verilen mücadele, kendisini çok farklı alanlarda farklı biçimlerde göstermiştir. MÖ. 2000’lerde erkek egemenliğine karşı Labryslı adlı çift ağızlı baltaları ve öz savunma teknikleriyle savaşan Amazon kadınlarından, Hindistan’da erkek şiddeti başta olmak üzere gericiliğe, yoksulluğa karşı kurulan Gulaab Gang, Red Birigade öz savunma birliklerine uzanan bir mücadele tarihine baktığımızda görebiliyoruz.

Neoliberal kapitalizmin hakim olduğu bir dünyada ise yaşamın her bir zerresi metalaştırılmışken öz savunma kavramının içeriği de genişliyor elbette. Kadının ev içi emeği ve bedeni üzerindeki tahakküm biçimleri yeniden şekillenip, derinleşiyor. Yalnızca erkek şiddetine karşı yaşam savunusu olmaktan çıkarak, patriyarka ile kapitalizmin iç içe geçtiği bir sisteme karşı yaşam savunusuna dönüşüyor. Erkek şiddetine karşı verilen bu mücadele yoksulluğa, faşizme karşı verilen bir mücadeleye dönüşebiliyor. Kampüste, sokakta, iş yerinde her alanda patriyarkal kapitalizmin çeşitli biçimlerinin saldırısı (erkek şiddeti, taciz, mansplaining, tecavüz) altındayken, her gün bir kadın katledildiği bir ülkedeyken, bu yaşadığımız süreci yarı açık yarı gizli ama oldukça sinsi bir savaş hali olarak tanımlayabiliriz.

Kadınların, her gün çeşitli biçimlerde kendini yeniden üreten erkekliğe karşı verdiği öz savunma mücadelesinin karşısında patriyarkal sistemin bir uzantısı olan devlet; yargı, polis, sivil çeteleri ile karşımıza çıkmaktadır. Yargı, bir yandan kadın katillerine iyi hal ve haksız tahrik indirimleri vererek cezasızlık kültürünü örgütlerken diğer yandan kendilerine sistematik tecavüz eden erkekleri öldüren Nevin Yıldırım ve Çilem Doğan’ı en ağır biçimde cezalandırırken karşımıza çıkıyor. Kurulduğu günden bu yana kadın düşmanlığı üreten AKP iktidarının buyruğunda olan polisi ise, kadın cinayetlerini protesto eden kadınları ters kelepçe yaparken görüyoruz. Sivil çeteleri; üniversitelerde tavır, davranış ve söylemleriyle erkek kültürü üreten, üniversiteli kadınları taciz eden, iktidarın kampüslerdeki uzantıları Ülkü Ocakları ve TGB olarak görüyoruz.

Feminist üniversite mücadelesi, öz savunma mücadelesidir

Üniversitelerin neoliberal dönüşümüyle birlikte, bilginin sermaye ve patriyarka yararına üretildiği alanlar haline getirilmiştir. Bu dönüşüm yaşanırken üniversiteli kadınlar için bir özgürleşme alanı olan kampüsler, kadınlara dar edilen, güvensiz mekanlara dönüştürülmüştür. Feminist akademisyenlerin ihraç edilmesi veya çalışma alanlarının sınırlandırılması, KASAUM’ların aile araştırma merkezlerine dönüştürülmesi, YÖK’ün toplumsal cinsiyet yönergelerini kaldırması bu dönüşümün bir sonucudur. Bütün bunlara karşı toplumun bilgisini üreten bir kurum olarak üniversitenin feminist dönüşümünü amaçlamak bir öz savunma mücadelesidir. Yaşamın çeşitli alanlarına dair bilimin cinsiyetçi, kadınları ikincilleştiren bir biçimde üretilmesi kadınlara gündelik yaşamda erkek şiddeti olarak dönmektedir. Keza okul içerisinde de akademisyenlerin, öğrencilerin cinsiyetçi söylemleri, tutumları erkeklik kültürünü beslemekte, birçok taciz ve şiddet olayı yaşanmaktadır. Bu sebeple üniversitenin mekânsal ve fikirsel olarak feminizasyonu, feminist mücadelenin temel bir alanıdır.

Kadın düşmanlarına, MOR BOYA!

Geçtiğimiz yıl aralık ayında tüm dünyada erkek devlet şiddetine karşı yapılan Las Tesis dansını Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü’nde yapılacağının duyurulması üzerine TGB, dans eyleminin bir gün öncesine feminist mücadeleyi hedef alan bir açıklama yapmıştı. Açıklama sırasında Cebeci Kampüsü’nde okuyan kadınlar, feminist öz savunmalarını gerçekleştirerek kadın düşmanlarına mor boya atmıştı. Mor boyanın, üniversiteli kadınlar için bir öz savunma aracı olarak simgeleştiğini bu eylemde yeniden görüyoruz. Feminist üniversite mücadelesinde kampüslerde erkekliğin üretildiği her alan kadınların yaşamı için bir tehditse, mor boya meşru bir müdahale aracıdır. Bu eylem sadece bir üniversite içerisindeki kadın düşmanı açıklama için yapılmamıştır. Son süreçte iktidarın cami imamları, cemaat hocaları tarafından yaşam tarzları hedef alınan, AKP’nin makbul kadın profiline meydan okuyan bu nedenle katledilen üniversiteli kadınları isyanını taşımaktadır.

Okurken geçinemediği için iş bulmak için gittiği görüşmede patronu tarafından öldürülen Gazi Üniversitesi öğrencisi Şule Çet’in,

okul çıkışı bindiği dolmuşun şoförü tarafından katledilen Çağ Üniversitesi öğrencisi Özgecan Aslan’ın,

eski erkek arkadaşı tarafından öldürülen Muğla Üniversitesi öğrencisi Pınar Gültekin’in,

firari bir suçlu erkeğin yoldan geçerken öldürdüğü Ordu Üniversitesi öğrencisi Ceren Özdemir’in,

erkek arkadaşı tarafından öldürülen Pamukkale Üniversitesi öğrencisi Cennet Tuğba Tokbaş’ın,

sevgilisi tarafından öldürülen Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi öğrencisi Güleda Cankel’in,

erkek öğrencisi tarafından katledilen Çankaya Üniversitesi öğretim görevlisi Ceren Damar’ın,

isyanını büyütmek için atılmıştır. Bundan sonra kadın düşmanları karşılarında mor boyalarıyla üniversiteli kadınları bulacaklardır.Üniversiteli kadınlar 6 Kasım’da YÖK’ün önünde nasıl kadın düşmanlarını mor boya atarak teşhir ettiyse bundan sonra da üniversite başta olmak üzere her yerde ellerinde öz savunma araçları olan mor boya ile hazır bekliyor olacaklar. Son olarak kadın düşmanlarına bir şarkı sözü ile veda edelim: Size mor boya çok yakışıyor!

 

*Tarihimizden, bugünümüzden ve geleceğimizden aldığımız güçle 25 Kasım’da alanlarda olacağız, 26 Kasım’da kadın düşmanlarına Mor boya atan üniversiteli kadınların davası için Ankara Adliyesi’ndeyiz!

 

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir