İçeriğe geç

Eşit bir üniversite için yükselt feminist isyanı

“Darülfünun’u istemek bizim hakk-ı insaniyemizdir. Bilmiyorum bunu istemekte ne fevkaladelik görülüyor? Asıl fevkaladelik hakkımızın verilmemesindedir.” diyerek Darülfünun taleplerini dile getirmiş Nuriye Ulviye. Bugün sesini Nuriye Ulviye’den alan kadınlar, AKP’nin saldırılarına karşı eşit ve özgür bir üniversite için mücadele ediyor

Kadınların üniversiteye girişleri Osmanlı’da İnas Darülfünu’nun yani Kadın Üniversitesi’nin kuruluşuyla başlar. Bunun üzerinden bir asır geçmişken, kadınların bir kamusal alan olarak üniversitede var olma ve üniversiteyi dönüştürme sürecinde eşit ve özgür bir üniversiteye dair sorular sormamızın gerekliliği ile karşılaşıyoruz. Bu yazıda da yakın zamanda Ceren Damar’ın öldürülmesinin de ardından akademinin cinsiyetini irdelemeye çalışacağız.

Üniversite yaşamında eril tahakküm ve erkek şiddet

Üst düzey akademide kadın-erkek eşitliğinde Türkiye’nin 1. olması ile övünen iktidarın suni eşitlik görüntüsü Ceren Damar’ın ölümüyle büyük bir yalanı açıkça göstermektedir.1 Türkiye’nin ilk sırada yer aldığı Avrupa Komisyonu raporunda yer alan verilere göre birçok ülkede kadınlar akademide yer alırken, akademik yönetim kadrolarında erkekler bulunmaktadır. Akademide cinsiyet dağılımı hiyerarşik bir erkek egemen engele takılmaktadır.Liberal feminizmin kullandığı cam tavan (glass ceiling) metaforu kadınların akademide (genel anlamda iş yaşamında) yükselmelerinin önündeki engelin tanımlanmasında kullanılan bir kavramdır. Yönetici pozisyonlarında yer almayı ayrımcılığın kırılması ile sınırlandırır. Oysa kadınların siyasal ve sosyal alanlarda yaşadıkları ayrımcılık bununla sınırlı tutulamaz. Yaşamın her alanında karşılaşılan eril tahakküm ve erkek şiddeti yapısal olanla yani iktidar ve politikalarıyla doğrudan ilişkilidir. Kaynağı çözülmeyen bir yöneticilik pozisyonu bu ayrımcılığı sonlandırmanın aksine görünmez eril tahakküm ilişkilerinin devamı anlamına gelir. Yani CEO olmak ya da rektör olmak kadınların eşitliği ve özgürlüğü için yeterli değildir.

Erkek egemen toplumda kadınların akademide kalmaları “hoş karşılanabilecek, sakıncasız” bir meslekken, üniversite yönetiminde yer almaları ya da bölüm başkanı olmaları yöneten otoritenin erkek olması algısından dolayı çoğunlukla erkeklere verilir. Bu durumun bir sonucu ise üniversite yaşamının örgütlenişi ve işleyişi içerisinde eril tahakkümün yeniden üretilmesidir. Bunun, bilgi üretim süreçlerine yansıması; bilimin ataerkil sermaye sistemi yararına üretilip kullanılması, kadın akademisyenlerin bilim dallarına dağılımında sadece belli bilimlere yığılmalar yaşanması (örneğin mühendislik bölümlerinde kadın akademisyen sayısı oldukça düşükken, okul öncesi öğretmenliği bölümünde oldukça fazladır) gibi durumlarda görülebilir.

Öğrencilerin otorite ve karar mekanizması olarak gördükleri kişilere olan tavrı ile kadın akademisyene olan söylemleri, davranış biçimleri değişmektedir. Öğrencilerdeki bu davranış değişikliğinin nedenini erkek egemen toplumda doğmuş bireyler olarak ailede, okulda, ülkede karar verici otoritenin her zaman erkeklerin oluşu üniversite de benzer bir durumEşit bir üniversite için yükselt feminist isyanı “Darülfünun’u istemek bizim hakk-ı insaniyemizdir. Bilmiyorum bunu istemekte ne fevkaladelik görülüyor? Asıl fevkaladelik hakkımızın verilmemesindedir.” diyerek Darülfünun taleplerini dile getirmiş Nuriye Ulviye. Bugün sesini Nuriye Ulviye’den alan kadınlar, AKP’nin saldırılarına karşı eşit ve özgür bir üniversite için mücadele ediyor 15 Dosya da erkeklere olan tavrı ile kadınlara olan tavrını farklılaştırmaktadır. Diğer yandan yukarıdan kurulan hiyerarşi sınıf içerisinde de üretilerek akademisyenlerin öğrencilerle kurdukları ilişkiler aracılığıyla üniversitede eril tahakkümün yerleşmesinde büyük önem taşımaktadır. Akademisyenlerin ders anlatımlarında veya makalelerinde, kitaplarında cinsiyetçi ifadeler kullanmaları öğrencileri bir otorite tarafından söylenen bu kelimelerin cümlelerin doğru, kullanılabilir olmasını sağlamaktadır. Akademideki bu durum Türkiye’de tek adam rejiminin yukarıdan aşağıya yerleşik hale getirilmesinin üniversitede nasıl gerçekleştiğinin ve erkeklerin cüretinin kaynağının ne olduğunun bir örneğidir.

Akademideki hiyerarşik yapılanmanın şiddete evrildiği, hoca öğrenci arasında yaşanan taciz, tecavüz ve erkek şiddeti kadınlar açısından bir yaşamsal tehdit unsurudur. Yaşanan erkek şiddetinde birçok erkek akademisyen bulundukları konumu kullanmakta, olayın öğrenilmesi durumunda veya kadın öğrencinin şikayetinde üniversite yönetimi tarafından yaşanan şiddetin üzeri kapatılmakta hatta kadın öğrenci suçlanmaktadır. Bu durum fail hoca olduğunda cezasızlığın cesaretiyle cinsiyetçi davranışlara ve şiddet uygulamaya devam edilmesine sebep olmaktadır. Burada cezasızlık kavramının toplum içerisinde, iktidarın oluşturduğu bir kavram olduğunu belirtmek gerekir. İktidarın “Bir kereden bir şey olmaz”, “Mırıldanabilirsin” gibi söylemleriyle erkek şiddetini normalleştirmesi, erkeklerde şiddete yönelik cüretin artmasına sebep oluyor.

Ceren Damar cinayetinden bahsederken tam da bu sebeple üniversitenin (genelinde toplumun) erkek egemen yapısı tarafından öldürülen bir kadın akademisyenden bahsetmemiz gerekir. Öldüren kişinin bir erkek öğrenci olması ve bir kadın akademisyene karşı işlenmesi rastlantı değil gerçekleşmesi yüksek bir olasılıktır. Kadının toplum içerisindeki ikincil konumu, erkek şiddetinin olağanlaştırılması öğrencilerin kadın akademisyenlere karşı uyguladıkları şiddetin kaynağıdır. Birçok kadın akademisyenin erkek öğrencileri herhangi bir şekilde uyarması -neyse ki ölüme varmayan(!)- şiddet ile karşılık bulmaktadır. Ceren Damar cinayeti bir kadın cinayetidir.

Üniversitede erkek egemenliğinin kaynağı

Son süreçte üniversitelerde hali hazırda açık olan 90 kadın araştırma merkezinin birçoğunun adının “aile araştırma merkezleri” olarak değiştirilmesi, yapılan çalışmaların sınırlandırılması veya çalışmalarının aile odaklı gelişmesinin zorunlu tutulması ile karşılaşmaktayız. YÖK başkanının yaptığı son açıklamada toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının “toplumsal değerlerimize aykırı olmasından” kaynaklı kullanılamayacağını söylemesi, iktidarın üniversitedeki bilimsel ve feminist akla, kadınların kazanımlarına yapılan saldırılarını göstermektedir. Üniversite yönetimlerinin Tayyip Erdoğan tarafından belirlenmesi, alınan kararların veya akademik kadroların seçimlerinin AKP’ye itaatsizlik etmeyecek akademisyenler arasından yapılması üniversitede toplumsal cinsiyet temelli her fikre ve kadınların yaşamına yönelik her saldırıda iktidarın doğrudan etkisini göstermektedir.

Bu etki iki taraflı gerçekleşmektedir. Bir yandan kadınların yaşamını sınırlandırılmakta diğer yandan erkek egemen yapılar ve uygulayıcıları güçlendirilmektedir. Örneğin; geçtiğimiz günlerde Şule Çet’in katillerinin avukatlığını yapan Paşa Büyükkayaer’in üniversitede ülkü ocaklarının eski reisliğini yapması ve birçok öğrenciyi yaralamasına rağmen üniversite yönetimi tarafından hiçbir ceza verilmeyişi, mezun olduktan sonra tecavüzcülerin, katillerin avukatlığını yapıyor olması bu duruma bir kanıttır. Cezasızlığın ve kadın düşmanı aklın örgütlenişinin nasıl beslendiğinin göstergesidir.

 Başka bir akademi, başka bir üniversite mümkünse nasıl?

Üniversitedeki fikirsel ve mekânsal anlamda cinsiyetçiliğe karşı eşit ve güvenli üniversite oluşturmak yani üniversitenin her alanında feminizasyonu sağlamak için üniversiteli kadınlar olarak önemli adımlar atmamız gerekmektedir. Bunun için toplumsal cinsiyet eşitsizliğini kadın merkezli tartıştıran toplumsal cinsiyet derslerinin her fakültede zorunlu veya seçmeli bir ders olarak programa alınması talep edilebilir, akademisyenlerin şu an statü fark etmeksizin toplumsal cinsiyet eğitimi almaları zorunlu kılınabilir, taciz yönetmeliği olmayan okullarda bu yönetmeliklerin cinsel tacizle mücadele birimlerinin kurulması istenebilir. Yeni dönemde şartlarımız veya taleplerimiz ile memleketin dört bir yanından özgür ve eşit bir üniversite mücadelesinin öncüsü olarak, hayatlarımızdan ve kazanımlarımızdan vazgeçmediğimizi bir kez daha göstermeliyiz. Bu ise ancak özsavunma ilkeleriyle yan yana geldiğimiz bir kadın birlikteliği ile mümkündür.

 1)Avrupa Komisyonu raporunda Türkiye için üniversitelerde %47-%53 olan kadın erkek dağılımı, profesörlük ve üst yönetim için %7-%93 dağılımındadır. (Global Gender Index, 2013)

 2)Feminizasyon: Feminist terminolojide bir kavram olup toplumsal yaşamda mevcut alanın, mekanizmanın feminist ilkelerle yani kadın cinsiyetinin eşitliğini ve özgürlüğünü sağlayacak ilkelerle dönüşümü demektir.

Tek Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir