İçeriğe geç

BİZİM OLDUĞUMUZ DÜNYADA PATRİYARKAYA YER YOK! – Melek’in Kaleminden

“YA PATRİYARKA GİDECEK, YA DÜNYA DEĞİŞECEK”

“Compañera ve kız kardeş, ya sadece acıdan çığlık atmayı öğrenmek yerine yeni bir dünyayı hayata getirecek çığlığı atmak için yöntemi, mekânı ve zamanı keşfedebilseydik? Bir düşün kız kardeş, compañera, vaziyet o kadar kötü ki hayatta kalmak için yeni bir dünya yaratmak zorundayız. Sistem gerçekte işte bu kadar kötü, yaşamak için kökünü kazımak zorundayız – biraz tamir etmemeli, yeni bir görünüm kazandırmamalı veya biraz daha düşünceli ve daha az kötücül olmamasını talep etmemeliyiz. Hayır. Yok etmek, kaybetmek ve geride hiçbir şeyi, külleri dahi kalmayacak şekilde öldürmek zorundayız. Biz durumu işte böyle görüyoruz compañera ve kız kardeş, ya sistem ya da biz. Ve kuralları biz değil sistem koydu.”

Zapatistalı Kadınlar’ın tüm dünyadaki kadınlara 2. Enternasyonel Kadın Buluşması için yaptığı çağrının metni, bugün yaşanılan dünyanın bir özeti sayılabilir. Bir yanda kötülük için var olan sistem bir yanda kuralları bizim koyduğumuz feminist bir dünya. Ateş ile su misali ikisinin birlikte var olması mümkün değil. Eşit, özgür bir dünya için patriarkal kapitalist sistemin çöküşü şart. Patriarkal kapitalist sistem, kendi bekası için bugün kadınları ölüm, şiddet, kriz gibi toplumsal cinsiyet eşitsizlikleriyle baş başa bırakmaktadır.

Kuralları sistemin koyduğu bu dünyada kadın cinayetleri, erkeklerin kadınlara yönelik saldırıları her geçen gün artmaktadır.  Emine Bulut’un “ölmek istemiyorum” çığlığından sonra Türkiye’nin dört bir yanında yaşamak istiyoruz talebi yükselse de 2019 yılı 474  kadın katledilerek Türkiye’de son 10 yılın en çok kadın cinayeti işlendiği yıl seçildi. Dünyayı etkisi altına alan Covid 19 sağlık krizinin yaşandığı günlerde karantinada kadına şiddet ve kadın cinayetleri arttı. 15 Temmuz’dan bu yana, yeni baştan örgütlenen toplumsal cinsiyet rejimiyle birlikte makbul kadınlık kalıbına girmeyen kadınlar şiddetle karşı karşıya kalıyor.

En Tepeden En Derine Örgütlenen Bir İnşa Süreci: Toplumsal Cinsiyet Rejimi

İktidarın toplumsal cinsiyet rejiminin temelleri, aile, ekonomik kriz, erkek şiddeti ve makbullük olmak üzere dört kolonda inşa edilmektedir. AKP, ailenin yeniden inşasıyla sağlamlaştırdığı iktidarının karşısında tehdit olarak gördüğü kadın hareketinin kazanımı olan İstanbul Sözleşmesi’ni iptal etmekle sarsıntıları yok etmeye çalışmaktadır. Bununla kalmayıp kadın cinayetlerini gündemine dahi almazken “mağdur babalar” blöfüyle kadınların nafaka hakkını ellerinden alıp boşanmaların önüne geçmeye çalışarak gerici politikalarını besleyen aile kurumunun dağılmasını önlemeye çalışmaktadır.

İkinci temeli olan ekonomik kriz ise kadınlara yoksulluk, hayatlarından ödün verme ve ölüm olarak geri dönmektedir. Kriz bahanesiyle ilk olarak güvencesiz, ucuz iş gücü ile çalışan kadınlar işlerinden atılmakta, ev ekonomisinde kadınların ihtiyaçları sınırlandırılmaktadır. Geçtiğimiz günlerde artmakta olan intihar olaylarında “ailenin reisi” olarak geçen “babalar” ekonomik sebeplerle, kadın ve çocuklara söz hakkı bırakmadan onları katledip, ardından intihar etmektedir. Kadınlar yaşamayı tercih etse dahi, “ben ölürsem bu aile kendini devam ettiremez” diyen erkek aklıyla yaşam hakları ellerinden alınmaktadır. İktidarın toplum üzerinde yukarıdan aşağıya örgütlediği erkek şiddeti kadınların karşısına çalışmak zorunda kaldığı işyerinde patronu tarafından katledilmek, mobinge uğradığı için umutsuzluktan intihar etmek, irademizi gasp eden kayyum, sokakta şiddete ses çıkarıldığında polis şiddeti, taciz, tecavüz, dayanışmayla kurduğumuz örgütlerimizin, derneklerimizin kapatılması, abi-koca-baba şiddeti, kadın düşmanı söylemlerde bulunan akademisyen ve kazanılmış haklarımızın elimizden alınması olarak çıkıyor. Son kolonu olan makbul kadınlık dayatması ise diğerlerinin vücut bulmuş hali olarak açıklanabilir.

Dümende Kadınlar, Rotada İsyan var

Bugün kapitalist sistemin koyduğu kurallar karşısında kadınlar yılmış, vazgeçmiş değil; tam aksine isyanlarını daha da körüklüyorlar. Karanlık karşısında “nefes alınacak” bir dünya için dört bir yanda mücadele ediyorlar. Emine Bulut’un ölmek istemiyoruz çığlığı sonrasında, yaşamak istiyoruz diyerek kadınlar Türkiye’nin dört yanında sokaktaydı, kayyum darbesiyle birlikte şehirleri kuşatan polis işgali karşısında direnişteydi, savaşın karşısında barış talebini yükseltti.

Son dönemlerde memleketteki hava her geçen gün daha da kasvetli bir hal alırken, kadın hareketi bu havayı dağıtmak için büyüyor. Ancak çürümüş patriarkal kapitalist sistemden kurtulmak için gündelik çözümler üreten bu isyanlar yeterli değil. Bütün bu eşitsizlikler karşısında topyekûn mücadele şart. Erkek şiddeti karşısında dümeni elimize almanın tepeden örgütlenen sistematik erkek şiddetinin karşısında feminist öz savunmamızı kuşanmanın vakti geldi, geçiyor. Tek bir kadının dahi erkek şiddetine maruz bırakılmadığı bir ana dek örgütlü mücadeleyi büyütmeliyiz. Bu dünyanın kötülüklerini kökünden kazıyıp, yeni bir dünya yaratmalıyız. İnanalım, feminist mücadeleyi büyütelim, patriyarkayı yıkalım, dünyayı değiştirelim. Çünkü biliyoruz ki bizim olduğumuz yerde patriyarkaya yer yok!

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir